COCUKLARİNTERNETTE COCUKGİBİ ZİYARET EDİN BAKALIM FİKİR BELİRTİRSENİZ COCUKLARİNTERNETTE COCUKGİBİ ZİYARET EDİN BAKALIM FİKİR BELİRTİRSENİZ Sorularımızı doğru soralım - Blogcu


Sorularımızı doğru soralım

Tanım

Soruların var olduğu hayatımızda doğru yerlere sorularımızı yönlendirelim.KENDİ İÇİMİZE...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım

ERKEKLERİN KADINLARDAN RİCASIDIR.

ERKEKLERİN KADINLARDAN RİCASIDIR.

*8 hafta süren bas ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.

*Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacaktır.

*'Beni seviyor musun?' diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız...

*Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir.

*Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.

*Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan 'ekmek Masada değil' diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın...

*Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz birşey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın...

*Eğer birşey istiyorsanız sormanız yeterli. Birşeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle far klı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin...

*Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.

*En karmaşıik durumda bile bizim için temel kural şudur: 'En kolayını seç'. Bizden komplike şeyler beklemeyin.

*Erkekler en fazla 16 renk görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir.

*Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır.

*Biz basitizdir. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize
uyacağını sormayın, bilmiyoruzdur. Sormayınız.

*Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol yemek ve mutfak gerçekliğinin icrasıdır...
Bizi anlamaya çalışın lütfen, fazla abartmayın ama...

*Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin. Temiz bir evden önce güzel en azından bakımlı görünen bir kadınla bir evi paylaşm ak daha anlamlıdır...

*Ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına yorgunum diyorsanız bu bizi bozar... Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafindan da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz...yapılmamalı da.

*Size 'neyiniz var' diye sorduğumuzda, 'hiç bir şeyim yok' derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin...


* *Yeteri kadar ayakkabınız ve elbiseniz varken bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.

*Bunu tanıdığınız tüm kadınlara yollayın; bir kere de olsa erkekleri anlasınlar. Mümkün olduğu kadar çok erkeğe de yollayın ki, onlar da yalnız olmadıklarını bilsinler....



Tarih: 19:14, 29/3/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Seviyorum dünyamızı küresel ısınmaya karşı...

Ne kadar sanslı bir kulum! İnsanım! Türkiye'de yaşıyorum.Savaş ortamında değil ülkem Bağdat gibi, Filistin gibi, açlık ortamında Sonali gibi değil ülkem.. Annem, babam ,kardeşlerim, eşim,çocuğum var! Ve sayamadığım milyarlarca güzel nimet var hayatımda! Ben Allahımı çok seviyorum..Ve yaşamayı...Umut etmeyi..Sevmeyi..Sevilmeyi...Hayata tutnmayı ve hayatın ne kadar sorumluluk verse de bu sorumlulukların üstesinden gelmek için çaba sarfetmeyi...VE Dünyayı seviyorum bana unutturmadıkça gerçekleri...

 

                                                  20.03.2008 

                                                 PM: 22.25


Tarih: 22:12, 20/3/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

İnternetten para kazanmak isteyenler...

 Arkadaşlar gerçekten güvelinir site...İnternet üzerinden para kazanmak gayet kolay..Uğraş gerektiriyor ve zaman alıyor.Ama internet zaten gündelik hayatımızın bir parçası değil mi? Aramalarımızı google'dan yapmıyor muyuz? Peki bunun karşılığında ne kazanıyoruz? Bize geri dönüşü olamayan bir sisteme para kazandırıyoruz..SEARCH-EARN bize internet üzerindeki paylarımızı veriyor..İnternette gezinirken aynı zamanda da para kazanayım diyorsanız buyrun bir inceleyin...Kararınızı ona göre verin...Linki tıklamanız yeterli..

 

 


http://www.search-earn.com/rukiye34


Tarih: 19:54, 1/2/2008
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

ALLAH RIZASI İÇİN BU MESAJI BILDIKLERINIZE ULAŞTIRINIZ!

> Okan Sönmez, 20
> >yasindalösemi (kan kanseri) hastasi, Gata Tip
> >Fakültesi'ndeyatiyor,hayatta kalmakicin hergün en ikiünite trombosite
> >ihtiyaci var.Ama kan grubu B rh (-) (negatif) oldugu icin ailesi kan
> >(daha dogrusutrombosit) verecekdonörbulmaktazorlaniyor. BabasiHayrettin
> >Sönmez insanlarin ilgisizliginden yakiniyor. Isyeri
> >olanIstanbulBüyüksehir Belediyesineyaptigi basvuruya 30 bin
> >çalisanarasindansadece 3 kisi cevapvermis.Oglunu yasatabilmek icin
> >varini yogunuortaya koyuyor. Eger siz veya bir tanidig?iniz B rh
> >(-)negatif); kana sahipse Lutfen HayrettinSönmez'e ait 0535 74487 10
> >numarali telefonu arayin.Yok ben böyle islerle ilgilenmem diyorsaniz. En
> >azindan mouseunuzu birkac kez tiklatarak bu mesaji adresdefterinizdeki
> >kisilereyollayin.Orada yatansizin cocugunuz veya kardesiniz
> >olabilirdi.Not: Trombosit kanin pihtilasmasina yol acan bir maddedir.Kisi
> > trombosit verdikten 3 gün sonra yeniden trombosit verebilir.Saglikli
> >birinsan yilda 24 kez trombositverebilir.Kandaki trombosit ayriştirilmasi
> >işlemiyaklaşık 50 ile 70 dakika arasinda sürmektedir. Eğer bunu
> >yapamıyorsanız enazından mouseunuzu bir kaç kez tıklatarak bu gence
> >yardımcı olabilirsiniz. Unutmayınız, bu siz, yada kardeşiniz, veya
> >çok'sevdiğiniz birisi de olabilir..
> >
> >


Tarih: 02:30, 24/1/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Ödünç bir günü yaşıyor olsaydın...

Ödünç bir günü yaşıyor olsaydın...

Bitmiş ömründen bir gün alacaklı olduğunu düşün. Nasıl olduysa, sen öldükten sonra, ömründen bir gününü eksik yaşadığın hesaplanmış. Alacaklı olduğun günü yeryüzünde yaşayıp sessizce geri dönebileceğini söylüyorlar.

Mezarlığın kapısından bir gölge gibi süzülüyorsun sabaha doğru. Ölümünün üzerinden yıllar geçmiş. Çoktan ölmüş biri olarak biliniyorsun. Yapmak istediğin ilk şey ne olurdu? Eve gitmek mi? Elbette! Yola çıktın. Her zaman yürüdüğün sokaktan evine doğru yürüyorsun. Özlediğin dostlarının yüzünü görmeyi umuyorsun. Ama birden özel durumunu hatırlıyorsun. Onlara ödünç bir gün daha verilmedi ki.. Boş yere selam verecek bir dost yüzü arıyorsun. Umutsuzca yüzünü görünce sevinecek bir ahbabının yanıbaşından süzülmesini bekliyorsun. Mahallen tanınmaz halde. Daha kötüsü, sen tanınmıyorsun. Neyse ki, az ilerde bakkal olacak, oradan kızına bir şekerleme almak niyetindesin. Şükür ki bakkal yerinde duruyor: sevdiğini bildiğin akide şekerlerinden dolduruyorsun cebine.

Kapının ziline bastın heyecanla. Açıldı. Eve geç kalmışsın. O kadar geç kalmışsın ki. Ne şekere sevinecek bir yüz var evinde ne de şekerlere sevinince sevineceğin bir yüzün kalmış evdekilerin gözünde. Yılların hasretini bir anda söze taşımak istiyorsun ama düğümleniyor boğazın. Kendini tanıtsan bile, inanmayacaklar. İnansalar bile, o günü, o tek gününü, o biricik gününü onların şaşkınlığı, tedirginliği, inanmaz bakışları, şüpheli sorgulamaları ile geçireceksin. O kısacık gününü, canından çok sevdiğin torunlarınıı kendine alıştırmakla harcayacaksın. Bu zor işte başarılı olsan bile, bir günlük ömrün bittiğinde arkandan ağlamasını bilmeyecekler. “Yine bekleriz” diyemeyecekler içtenlikle. Evden uğurlanırken, akşama dönmesi beklenen, yolu gözlenen bir baba yahut anne, bir kardeş, bir evlat olamayacaksın. Kendi varlığını sahicileştirme yolunda sarp bir yokuş çıkacak önüne. Asla, ömrünün eksik kalan o gününde hak ettiğin yere tırmanamayacaksın. Varlığın o kadar lüzumsuz gelecek ki yakınlarına, hayatlarından çekildiğinde, derin bir “oh!” çekecekler. Bu tuhaflık geçti diye, konu komşuya ne deriz mahcubiyetinden kurtulduk diye rahatlayacaklar.

Öyle sıcacık bir aşinalıkla karşılanmıyorsun evde. Öyle her zamanki tatlı bekleyişle beklenmiyorsun kapılarda. Elindeki oyuncaklar çocukları sevindirmeye yetmiyor. Gülün ve gülücüğün sevgili bir muhatap bulamıyor. Dünyanın telaşına bile katılamıyorsun canı gönülden. Bıraktığın yerden devam edeceğin bir meşguliyetin yok. Bir pencere önünü doldurmuyor yüzün. Yarım kalmış sevinçleri tamamlamaya yetmiyor tebessümlerin. Herhangi bir şeyin parçası, herhangi bir işin tamamlayıcısı değilsin. Sesini duyanlar seviniyor değiller. Hasret dolu bakışların boşluğa düşüyor. Varlığın bir yeri dolduruyor değil evinde bile. Yokluğun varlığından daha çok kanıksanmış. Sensiz de olsa her şey tamam. Hatta, çoğu şeyi varlığınla eksiltiyorsun. Mutlulukları yarısından bölüyorsun. Huzuru kaçırıyorsun hayret dolu bakışlarınla. Yabancılıklar düşürüyorsun aşina yüzlere. Soğuk bir hançer gibi sokuluyorsun neşeli dakikalara.

Dağıttığın huzuru, parçaladığın sevinçleri ardında bırakıp, varlığının lüzumsuzluğunu acıyla görüp, kocaman bir hayal kırıklığı ile geri dönerdin belki... “Böyle yaşamaktansa, öleyim daha iyi” deyip mezarlık kapısından içeri süzülürdün bile-isteye. Belki de sitem ederdin ömrünün eksik gününü sana böylece ödemeye kalkanlara. Tedirginlikle yaşadığın, yabancı görülüp bir köşeye atıldığın, dost seslerini hiç bulamadığın, aşina yüzlere hiç varamadığın o günü yaşanmış saymazdın. “Bunu saymam!” derdin. Yeni bir gün daha isterdin. Yepyeni bir gün...

Aslında ölmüş olduğunun kimselerce bilinmediği.. Hayata, kaldığın yerden, kimseyi şaşırtmadan devam edebileceğin. Dostlarının seni hemen tanıdığı. Evde beklendiğin. Yakınlarının adeta “ay yine mi sen!” alışkanlığı ile seni kapıda hiç şaşırmadan karşıladığı. Tebessümünün sımsıcak mutluluklar başlatabildiği. Bilindiğin, beklendiğin, önemsendiğin, kanıksandığın. Hiç ölmeyecekmiş gibi yarından sonralar için hayaller kurabildiğin. İçinde acı da olsa, yoksulluk da olsa, sevindiğin, sevindirebildiğin. Varlığının küçük ve önemsiz de olsa bir şeyleri tamamladığı. Aranmıyor da olsan, cep telefonlarında adının yazılı olduğu. Yarım kalmış işlerin seni beklediği. Ödünç bir günü yaşadığını bile unuttuğun. Hiç bitmez sandığın zorlukları olan. Öyle ki, bu sınavı geçebilir miyim diye telaşlandığın, iş bulamazsam n’olacak benim halim diye kaygılandığın. Nasılsa barışırım diye rahatlıkla küsebildiğin. Sonra özür dilerim diye hoyratça kızabildiğin. Birden kayboluversen, ardından ağlayacaklarının olduğu. Nasılsa yarın var diye özensizce harcayabileceğin sıradanlıkta bir gün.

Farkında mısın?

O gün, bugün...
 
 
Senai DEMİRCİ



Tarih: 02:19, 24/1/2008
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı
COCUKLARİNTERNETTE COCUKGİBİ ZİYARET EDİN BAKALIM FİKİR BELİRTİRSENİZ COCUKLARİNTERNETTE COCUKGİBİ ZİYARET EDİN BAKALIM FİKİR BELİRTİRSENİZ

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->